İçeriğe geç

Istibdat dönemi kaç yıl sürdü ?

İstibdat Dönemi: Bir Felsefi Bakış Açısı

İstibdat dönemi, Osmanlı İmparatorluğu’nda siyasi ve toplumsal yapıyı derinden etkileyen bir süreçtir. Bu dönemin başlangıcından sonrasına kadar geçen süre, sadece tarihsel bir kesiti yansıtmakla kalmaz, aynı zamanda insan doğası, güç ilişkileri ve özgürlük anlayışımız hakkında da derin felsefi sorular ortaya koyar. Etik, epistemoloji ve ontoloji perspektiflerinden bakıldığında, istibdat dönemi hem bireysel hem toplumsal anlamda bir sorgulama alanı oluşturur.

İstibdat Döneminin Tanımı ve Süresi

İstibdat, bir yönetim biçimi olarak tek kişilik mutlak bir hükümetin hüküm sürdüğü bir dönemi ifade eder. Osmanlı’da 19. yüzyılın sonlarına doğru, özellikle II. Abdülhamid’in tahta çıkışı ile birlikte derinleşen bir yönetim anlayışını simgeler. 1876’dan 1908’e kadar devam eden bu süreç, 33 yıl boyunca ülke genelinde bir despotizmi ve baskıyı içeriyordu. Bu dönem, yalnızca Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi yapısını değil, aynı zamanda toplumsal değerleri ve bireylerin özgürlük anlayışını da büyük ölçüde şekillendirmiştir. Peki, bu dönem gerçekten yalnızca bir siyasi rejimin ürünü müydü, yoksa insanın özgürlük arayışı ve toplumsal düzen arzusunun bir yansıması mıydı?

Etik Perspektiften İstibdat

İstibdat döneminde etik değerlerin nasıl şekillendiği, sadece yönetimin baskıcı politikasına değil, aynı zamanda bireysel ve toplumsal sorumluluk anlayışımıza da yansımıştır. Etik, bir toplumun ahlaki normlarına, bireylerin doğru ve yanlış anlayışlarına dair bir sistem oluşturur. Ancak, bu dönemde merkezi bir iktidarın hakimiyeti altındaki toplumlarda etik normların ne kadar esnek olduğu sorgulanabilir. İstibdat rejimlerinde çoğunlukla bireysel haklar ve özgürlükler baskılanır. İnsanların özgür iradesiyle hareket etmesi, devletin otoritesi tarafından engellenir. Bu noktada, etik bir soru ortaya çıkar: “Devletin birey üzerindeki kontrolü ne kadar haklıdır?”

İstibdat, ahlaki bir sorumluluk ve toplumun düzenini sağlama adına bireylerin haklarının kısıtlanmasının etik açıdan meşru olup olmadığı konusunda büyük tartışmalar yaratır. Bir yanda devletin toplumu yönlendirme sorumluluğu, diğer yanda bireylerin özgürlük hakları bulunur. Bu denklemde, her iki taraf da doğruyu savunmakta; fakat bu doğrular birbirine ters düşmektedir. İnsan, bir taraftan ahlaki doğrularla hareket etmeye, diğer taraftan da toplumsal düzenin bozulmaması için bireysel haklarından ödün vermeye zorlanmaktadır.

Epistemoloji Açısından İstibdat

Epistemoloji, bilginin doğasını ve kaynağını sorgulayan bir felsefe dalıdır. İstibdat dönemi, bilginin ve doğru olanın ne olduğunu sorgulamak açısından önemlidir. II. Abdülhamid’in yönetimi, bilgiye erişim üzerinde büyük bir sansür ve denetim mekanizması kurmuştur. Yayınlar yasaklanmış, haber ajansları denetlenmiş ve toplumsal düşünce üzerindeki baskılar arttırılmıştır. Bu, aynı zamanda bilginin kaynağını ve doğruluğunu sorgulamayı da zorlaştıran bir ortam yaratmıştır.

Bu durumda epistemolojik bir soru ortaya çıkar: “Bireyler doğruya nasıl ulaşır, eğer bilginin yayılmasını engelleyen bir sistem varsa?” Gerçek bilginin arayışı, ancak özgür bir düşünce ortamında mümkün olabilir. İstibdat, bireylerin doğruyu öğrenmesini engellediği gibi, aynı zamanda bu öğrenme süreçlerinin özünü de zedeler. Kişisel düşünceyi ve bilinçli bir sorgulama sürecini engelleyen bir toplumda, bilgi ne kadar gerçekçi olabilir?

Ontolojik Bakış: İnsan Doğası ve İstibdat

İstibdat dönemi, insanın ontolojik anlamını, yani varoluşsal doğasını nasıl anladığını da sorgulatır. Bu dönemde, insanın varoluşu çoğunlukla bir hükümetin emri altına alınmış ve bireysel kimlik, devletin sınırları içinde şekillendirilmiştir. İnsan, bir taraftan özgürlüğünü savunarak birey olarak var olmayı istemekte, diğer taraftan ise devletin koyduğu sınırlarla şekillenen bir varlık olarak yaşamak zorunda kalmaktadır. Bu, insanın kendi varoluşunu anlaması açısından bir gerilim yaratır.

Bir ontolojik soruya dönüşür: “İnsan, gerçek benliğini sadece özgürlük içinde mi bulabilir, yoksa belirli bir düzenin parçası olarak mı var olmalıdır?” İstibdat dönemi, insanın doğasıyla ilgili bu derin soruları daha fazla açığa çıkarmaktadır. Özgürlük, bireyin kimliğini ve varoluşunu bulmasında kritik bir rol oynar; fakat devletin dayattığı sınırlar ve baskılar, bu özgürlüğü sınırlayarak insanın kendini gerçekleştirmesinin önüne geçebilir.

Sonuç: İstibdat Dönemi ve Günümüz

İstibdat dönemi, sadece Osmanlı İmparatorluğu’nu değil, aynı zamanda insan doğasının, etik, epistemolojik ve ontolojik sınırlarını da sorgulayan bir tarihsel süreçtir. Bugün, bireysel özgürlüklerin korunmasının ve doğru bilginin yayılmasının önemini daha iyi anlayabiliyoruz. Ancak, bu tarihsel dönemin üzerimizde bıraktığı etkiler hâlâ devam etmektedir. İstibdat dönemi, yalnızca geçmişin değil, geleceğin de bir yansımasıdır. Bu süreçte, etik, epistemolojik ve ontolojik sorular günümüze ışık tutmaya devam etmektedir.

İstibdat döneminin insanlık için ne tür dersler sunduğu ve bu derslerin nasıl şekillendiği üzerine düşünmek, bize sadece geçmişin izlerini değil, gelecekteki toplumsal yapıyı ve birey-devlet ilişkisini de anlamamıza yardımcı olabilir. İnsan özgürlüğü, bilgiye erişim ve toplumun varoluşsal anlamı üzerine derinlemesine düşünmek, her zaman felsefi bir sorumluluktur.

Felsefi Soru: İstibdat rejimlerinde, bir birey gerçekten özgür olabilir mi, yoksa özgürlüğü yalnızca bir illüzyon olarak mı algılar?

8 Yorum

  1. Abi Abi

    İlber Ortaylı, Erhan Afyoncu gibi tarihçiler) Abdülhamid’in içkiye düşkün olmadığını, hatta muhtemelen içki içmediğini belirtir . Bölgede kurduğu Hamidiye Alayları ve İstanbul Kabataş’ta açtığı Mekteb-i Aşiret-i Hümayun ile Sultan Abdülhamid, Osmanlı Sultanları arasında Kürtlere en büyük iltifatı gösteren padişahtı. Bu iltifatlar karşılıksız kalmayacak; Kürtler de kendisini “Bavê Kurdan” yani “Kürtlerin babası” olarak anacaktı.

    • admin admin

      Abi!

      Sevgili katkılarınız sayesinde yazının dili daha anlaşılır hale geldi ve metin daha ikna edici oldu.

  2. Funda Funda

    Osmanlı İmparatorluğu’nun zor dönemlerinde 33 yıl tahtta kalan Cennet mekan, Sultan 2. Abdülhamid Han ‘ı vefatının 107’nci yılında rahmet, minnet ve duayla yad ediyorum. 10 Şub 2025 Osmanlı İmparatorluğu’nun zor dönemlerinde 33 yıl tahtta kalan … Facebook posts osmanlı-imparatorlu… Facebook posts osmanlı-imparatorlu… Osmanlı İmparatorluğu’nun zor dönemlerinde 33 yıl tahtta kalan Cennet mekan, Sultan 2. Abdülhamid Han ‘ı vefatının 107’nci yılında rahmet, minnet ve duayla yad ediyorum.

    • admin admin

      Funda! Değerli dostum, yorumlarınız yazının ana fikrini netleştirdi ve okuyucuya daha güçlü ulaştı.

  3. Rüzgar Rüzgar

    II. Abdülhamid Hüküm süresi 1876 – 1909 ( 32 yıl, 7 ay ve 27 gün ) Taç giymesi 1876 Önce gelen V. Murad Sonra gelen V. Mehmed 20 satır daha II. Abdülhamid – Vikipedi Vikipedi wiki II._Abdülhamid Vikipedi wiki II. İlber Ortaylı, Erhan Afyoncu gibi tarihçiler) Abdülhamid’in içkiye düşkün olmadığını, hatta muhtemelen içki içmediğini belirtir . 24 Eyl 2025 Sultan Abdülhamid İçki İçer Miydi? | Murat Bardakçı Anlattı … – Facebook Facebook tarihinarkaodasi posts s…

    • admin admin

      Rüzgar! Her zaman aynı pencereden bakmıyoruz, yine de teşekkür ederim.

  4. Ömer Ömer

    1909’da, tahttan indirildi. 32 yıl 8 ay ülkeyi yönetti. Bu saltanatın baştan 1,5 yıl, sondan 7 ay meşrutiyet süreleri çıkarılınca, II. Abdülhamit yönetiminin, bu tarihler arasında kalan, 30 yıl 6 aylık kısmına İstibdat Dönemi adı verilmiştir. birinci istibdat ve ikinci istibdat diye ikiye ayrilir. birinci istibdat 1877-1909 arasindaki donemi , ikincisi ise 2014 sonrasindaki yillari ifade eder.

    • admin admin

      Ömer!

      Teşekkür ederim, önerileriniz yazının doğallığını artırdı.

Ömer için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
ilbet yeni giriş adresi