Teknocix okuyucularına özel bu yazımızda “Takıntının eş anlamı nedir” hakkında pratik bilgiler sunuyoruz.
Kayseri’nin Soğuk Akşamlarında Başlayan Hikâye
Kayseri’de kışın nasıl sert geçtiğini bilen bilir. Rüzgâr, yüzüne çarptığında sadece üşütmez; sanki insanın içindeki bütün düşünceleri de savurur. Benim hikâyem de böyle bir akşamda başladı diyemem aslında, çünkü bazı şeyler bir anda başlamaz, sadece fark edilmeden büyür.
O gün üniversiteden çıkmıştım. Elimde defterim, cebimde yarım kalmış bir kalem vardı. Eve yürürken kar taneleri yüzüme çarpıyordu ama ben onları bile tam hissetmiyordum. Çünkü aklımda tek bir cümle dönüp duruyordu: “Takıntının eş anlamı nedir?”
Bunu neden düşündüğümü o an ben de bilmiyordum. Sanki biri kulağıma fısıldamıştı ve ben o kelimeyi bir türlü bırakmak istememiştim. İçimde garip bir baskı vardı; bir şeyi anlamaya çalışırken daha da içine gömülmek gibi.
Defterin Kenarına Yazılan Cümleler
Evde ilk işim masama oturmak oldu. Defterimi açtım. Sayfaların kenarları doluydu; yarım cümleler, çizilmiş kelimeler, karalanmış düşünceler…
Ben hep böyleydim. Bir şeyi kafama taktığımda, o artık sadece düşünce olmazdı; bir gölge gibi peşime düşerdi.
Kalemi elime aldım ve yazdım:
“Takıntının eş anlamı nedir?”
Sonra durdum. Bu soruyu yazmak bile içimde tuhaf bir yankı bıraktı. Sanki kelimeler, cevap bekleyen bir insan gibi bana bakıyordu.
Ama cevap bulmak istemiyordum aslında. Sadece o sorunun içinde kalmak istiyordum. Çünkü bazen insanlar cevaplardan değil, soruların kendisinden beslenir.
O gece defterimin sayfalarına başka kelimeler de döküldü:
“Bağlanmak mı?”
“Vazgeçememek mi?”
“Unutamamak mı?”
Hiçbiri tam oturmuyordu. Ama hepsi biraz bana benziyordu.
Bir İsmin İçinde Kaybolmak
Her şey bir insanla başlamıştı. İsmini burada yazmayacağım, çünkü bazı isimler yazıldığında değil, hatırlandığında daha ağır olur.
Onu ilk gördüğümde sıradan bir gündü. Üniversitenin kantininde oturuyorduk. O gülmüştü, ben sadece bakmıştım. Sonra bir daha bakmıştım. Sonra bir daha.
Ve fark etmeden, bakışlarım bir alışkanlığa dönüşmüştü.
İşte o noktada kelimenin anlamını daha çok düşünmeye başladım. “Takıntının eş anlamı nedir?” sorusu, bir dil sorusu olmaktan çıkıp içimdeki bir yaraya dönüştü.
Çünkü ben artık sadece birini düşünmüyordum. Onu düşünmeden geçen anlarımı sayıyordum.
Otobüs Durağında Geçen Uzun Dakikalar
Bir gün okul çıkışı aynı durakta beklediğini gördüm. Tesadüftü belki ama o an benim için hiçbir şey tesadüf gibi değildi.
Yanına yaklaşmadım. Sadece uzaktan izledim.
Rüzgâr saçlarını hareket ettirirken içimde bir şey sıkıştı. Ne olduğunu o an anlayamadım ama bugün geriye dönüp baktığımda şunu biliyorum: orada başlayan şey sadece bir his değildi.
Otobüs geldiğinde o bindi, ben kaldım. Ama asıl garip olan, fiziksel olarak onunla gitmemem değil, zihinsel olarak çoktan onunla gitmiş olmamdı.
O gece eve döndüğümde defterime şunu yazdım:
“Birini düşünmek ne zaman normal olmaktan çıkar?”
Cevap yazmadım. Çünkü cevap yazmak, bazı şeyleri bitirmek demekti.
Kelimenin İçinde Kendi Yüzümü Aramak
Günler geçtikçe o soru büyüdü: “Takıntının eş anlamı nedir?”
Bir akşam sözlüğü açtım. Sayfaları karıştırırken kelimeler arasında kaybolduğumu hissettim. Her kelime başka bir kapıydı ama hiçbirinden içeri giremiyordum.
“Bağımlılık”
“Saplantı”
“Israr”
“Zorlama düşünce”
Hepsini okudum ama hiçbiri tam olarak beni anlatmıyordu. Ya da ben kendimi hiçbirine sığdırmak istemiyordum.
Çünkü insan bazen kendi gerçeğini kelimelere sığdıramaz.
O an fark ettim ki ben aslında bir kelimenin anlamını değil, kendimi anlamaya çalışıyordum.
Gece Saatlerinde Gelen Sessizlik
Bunu da Okuyun: Samsun'un ilk ismi nedir ?
Kayseri geceleri sessiz olur. Ama benim içim hiç sessiz değildi.
Yatarken bile düşüncelerim susmazdı. Gözlerimi kapattığımda onun yüzü belirirdi. Konuşmazdı ama bakardı. Ve o bakış, en çok beni yorardı.
Bir gece kalkıp mutfağa gittim. Su içtim. Sonra uzun süre camdan dışarı baktım.
Şehir uyuyordu. Ben ise uyanık kalmak zorundaymışım gibi hissediyordum.
Defterimi açtım ve şu cümleyi yazdım:
“Biri aklından çıkmıyorsa, bu sevgi midir yoksa bir tür kayboluş mu?”
Elim titriyordu.
İçimde Büyüyen Sessiz Çatışma
Zaman geçtikçe onunla ilgili düşüncelerim sadece anlardan ibaret kalmadı. Artık bir düzen haline geldi. Sabah uyanınca ilk düşünce, gece uyumadan önce son görüntü…
Bu durum beni hem heyecanlandırıyor hem de korkutuyordu.
Heyecanlanıyordum çünkü hissetmek canlı olduğumu hatırlatıyordu. Ama korkuyordum çünkü kontrol bende değildi.
Bir gün kendime yüksek sesle şunu söyledim:
“Bu artık normal değil.”
Ama bu cümle bile bir şeyi değiştirmedi. Çünkü bazı şeyler fark edilince yok olmaz, sadece daha görünür olur.
Sözlükte Değil, İçimde Bulduğum Anlam
Bir gün ders arasında yine aynı soruya döndüm. Defterimin arasına karaladığım sayfayı açtım:
“Takıntının eş anlamı nedir?”
O an fark ettim ki ben bu sorunun cevabını çoktan öğrenmiştim ama farklı bir yerden.
Takıntı; bazen vazgeçememekti.
Bazen aynı düşüncenin içinde sıkışıp kalmaktı.
Bazen de bir insanı, kendinden daha çok düşünmekti.
Ama en çok da şuydu: kendini unutacak kadar bir şeye tutunmak.
O gün ilk kez içimde bir kırılma hissettim. Çünkü anladım ki bazı kelimeler sözlükte değil, yaşanarak öğreniliyordu.
Onunla Son Karşılaşma
Bir gün yine kampüste karşılaştık. Bu sefer göz göze geldik.
Gülümsedi mi, hatırlamıyorum. Ama ben gülümseyemedim.
Çünkü içimde biriken her şey bir anda ağırlık gibi çökmüştü. Konuşmak istedim ama ne söyleyeceğimi bilemedim.
O an anladım ki bazı bağlar konuşulmadan da kopabiliyordu.
O yürüdü gitti. Ben ise olduğum yerde kaldım.
Ama bu kez içimde bir şey eksildi. Ve o eksiklik, uzun zamandır taşıdığım doluluğa göre daha hafifti.
Teknocix ekibi olarak “Takıntının eş anlamı nedir” hakkındaki bu içeriğin sizler için değerli olduğunu umuyoruz. Görüşmek üzere!
Kendime Yazdığım Son Not
Eve döndüğümde defterimi açtım. Uzun süre boş sayfaya baktım.
Sonra yazdım:
“Takıntının eş anlamı nedir?”
Altına tek bir cümle ekledim:
“Bazen kendini kaybetmektir.”
Kalemi bıraktım. Defteri kapattım.
O an ilk kez içimdeki gürültü biraz azalmıştı. Tamamen susmamıştı ama artık beni yönetmiyordu.
Ve ben, Kayseri’nin soğuk gecesinde, ilk defa sadece düşüncelerimle değil, kendimle de aynı odada kalabilmiştim.